Diplomat Adayları için Notlar
Diplomatlık mesleği
Ben şimdi pek hatırlamıyorum ama, annem babam anlatırdı; çok küçükken “büyüyünce ne olacaksın” diye sorulduğunda, o zamanlar “k” karfini “t” olarak telaffuz ettiğim için “battal olacağım” dermişim. Bakkallıktan sonra öğretmenlik, mühendislik, doktorluk ve kaymakamlık gibi mesleklere ilgi duydum. Ama Siyasal Bilgiler Fakültesi sınavını kazandığımda bile diplomat olmayı düşlememiştim. Kaymakamlık, valilik en beğendiğim mesleklerdi. Fakültenin ikinci sınıfında yön değiştirdim ve uluslararası ilişkiler bölümüne başladım. Üniversiteyi bitirir bitirmez de, diğer dönem arkadaşlarım gibi Dışişleri Bakanlığı sınavına girdim. İlk sınavda da başarılı olup mesleğe adımımı attım.
“Filmi geri sarmak mümkün olsa, yine aynı yolu izler miydin?” diye sorsalar bugün de hiç düşünmeden evet cevabını veririm. 40 yıla yakın Ankara’da ve dünyanın dört bir yanında görev yapmaktan ve ülkemizi temsil etmekten heyecan, mutluluk ve gurur duydum. Meslekten ayrıldığım şu dönemde de aynı duygular içindeyim.
Benim bakanlığa girdiğim yıllarda İmam Hatip Lisesi mezunlarına fakültelerin kapısı açık değildi. 1976 yılından itibaren bu kısıtlama kaldırıldı. Siyasal Bilgiler Fakültesine İmam Hatip diplomasıyla doğrudan giren ilk grup öğrenciler arasında yer aldım. 1978’de uluslararası ilişkiler bölümüne bizim liseden giren ilk öğrenci de sanırım bendim; iki yıl sonra Dışişlerine giren ilk İmam Hatipli meslek memuru da yine ben oldum.
Daha sonraki yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne giren bizim liseli gençler için iyi bir örnek olduğumu meslekteyken değişik vesilelerle bir araya geldiğimiz bizden sonraki dönem mezunu Siyasallılardan duymuştum. Kaymakamlık ve valilik görevlerinden sonra daha da önemli bir kurumumuza atanan, 1984 mezunu bir Mülkiyeli kardeşim “Abi sen bizim için hep bir rol modeli oldun; okuldayken seni örnek aldık ve sayende meslek hayatımızda erişilemeyecek bir hedef olmadığını gördük” demişti. Bakanlıktayken İzmir’i ziyaretlerimde bazen okuluma uğrar, hocalarımız ve son sınıflardaki öğrencilerle bir araya gelir, gençlerin diplomatlık hakkındaki sorularını cevaplardım.
Yıllar sonra, bakan yardımcısıyken, Ankara’da düzenlediğimiz bir Büyükelçiler Konferansı sırasında Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ı ziyaret ettik. Karşılaştığımızda diğer meslektaşlarım gibi ben de kendimi tanıtmaya başlamışken başkan sözümü kesti, çevremizdeki büyükelçi arkadaşlarıma da dönerek “Naci Bey bizim dışişlerindeki yegane temsilcimizdi yıllar boyu” dedi. Başkan beyin bu sözleri beni çok mutlu etti; gururlandım.
Bakanlıkta göreve başladığım ilk gün Personel Dairesi Başkanı Ömer Lütem bizi odasında toplamış, bakanlık hakkında bilgi vermişti. Onun konuşmasından bir cümleyi hayatım boyunca unutmadım. Bize “gençler, bugün Türkiye’nin en prestijli kurumunda çalışmaya başlıyorsunuz” demişti Personel başkanımız. Mesleği öğrendikçe bu değerlendirmenin ne kadar doğru olduğunu kendim de gözlemledim.
Türk Hariciyesi dünyadaki ilk beş Dışişleri Bakanlığı arasında gösterilir. Diplomatlarımız, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyada yetenekleri ile tanınırlar. Ege Denizi sorunu, Kıbrıs, Ermeni sorunu ve uluslararası terör konuları gibi ülkemiz için özel önem taşıyan dosyalar bizim diplomatlarımızın deneyimlerini artıran alanların başında gelmektedir. Zaman içerisinde yaşanan darbelere, darbe teşebbüslerine, ekonomik ve siyasi krizlere rağmen diplomasimizin gücünde bir azalma olmamıştır. Dışişleri Bakanlığı tarih boyunca Türk kamuoyunun da sevgisini ve takdirini kazanmıştır. Dilerim bundan sonraki yıllarda Dışişlerinin bu ünü ve önemi aynı şekilde devam eder.
Dışişlerinin de yenilenmeye ihtiyacı var
Ancak bizim de yenilenmeye, kendimizi yeni gelişmelere göre yapılandırmaya ihtiyacımız var. Dünyanın dört bir tarafında görev yapan diplomatlarımızın farklı kültürlere göre özel yetiştirilmeleri önem taşımaktadır. Bunun başında da yabancı dil eğitimi gelir. Biz nedense uzun yıllar İngilizce ve Fransızca üzerine yatırım yapmışız. Okullarımızda da bu diller dışında diğer yabancı diller okutulmazdı. Daha sonraları İspanyolca, Rusça gibi dillere de önem verilmeye başlandı. Ama biz Dışişlerinde hep bu iki dil üzerine odaklanmışız. Ben mesleğe girdiğimde böyleydi; daha sonraki yıllarda diğer diller için bir açılım yapıldıysa da arzu edilen hedefe ulaşıldığını söylemek mümkün değildir.
Aslında 230 civarındaki dış temsilciliğimiz ülkede konuşulan dillere göre sıralandığında Arapça, Rusça ve İspanyolca konuşulan ülkelerin sayısının ne kadar çok olduğu görülür. Oysa, örneğin Arapça konuşulan dış temsilciliklerimizin, birkaç istisna dışında neredeyse hiçbirinde Arapça konuşan büyükelçimiz görev yapmamıştır.
Şimdi de durum pek farklı değil. Rusça, İspanyolca, İtalyanca gibi dilleri bilen diplomatlarımızın sayısı her geçen artıyor olsa da oransal olarak baktığımızda bunun yeterli olmadığını görürüz. Buna karşılık İngiltere, Rusya, Çin gibi ülkeler bu konuya büyük önem veriyorlar.
Son merkez görevim sırasında biz de bu konuda bazı çalışmalar yaptık. Bakanlığa aldığımız genç kariyer memurlarını yeni yabancı diller öğrenmeleri için kurslara gönderdik. Kurs masraflarını da tamamen bakanlık olarak biz karşıladık. Kurs görülen dillerde başarılı sonuçlar alınması durumunda bu gençleri bu dillerin konuşulduğu ülkelere gönderme sözü de verdik ve bunu uygulamaya çalıştık. Bunda büyük ölçüde başarılı olduğumuzu da söyleyebilirim. Ama bu memurların birçoğu daha sonra Fetö soruşturmalarına takıldı; meslekten çıkarıldı. Yaptığımız yatırım da böylece büyük ölçüde heba oldu.
Diplomasi Akademisi
Ahmet Davutoğlu’nun bakanlığı dönemine damgasını vuran bir diğer uygulamamız ise yeni temsilcilikler açmak oldu. Dünyanın dört bir yanında açılan diplomatik misyonlar ile temsil ediliyor olmak çok önemli. Ama çok hızlı genişlediğimiz için buna kadro yetiştirmede sorunlar yaşadık. Bunun sonucunda, yeni açılan misyonlar için çok sayıda büyükelçiye ihtiyacımız oldu. Bu açığı kapatmak için, normal şartlarda büyükelçi olamayacak durumdaki meslektaşlarımızı da genç yaşlarında bu unvanla yeni misyonlarda görevlendirdik. Ama çoğundan arzu edilen sonucu alamadığımızı söylemek isterim.
Merkez görevim sırasında üzerinde çalıştığım konulardan biri de çok sayıda örneğini gördüğümüz türden bir Diplomasi Akademisi’nin kurulmasıydı. Bununla ilgili bir maddeyi yeni teşkilat kanunumuza da ekledik. Ama ismi Eğitim Merkezi’nden Diplomasi Akademisi’ne değiştirilse de akademimiz bakanlık bünyesinde bir Daire gibi çalıştı; müstakil bir akademiye dönüşemedi.
İlgili bölümde de anlattım; benim aklımda, Çalışma Bakanlığına bağlı olarak çalışan Orta Doğu Amme İdaresi’nin bizim bakanlığımıza bağlanması ve Diplomasi Akademisine dönüştürülmesi vardı. Bakanımızı ikna ettim; başbakanımız da itiraz etmedi, “çalışma bakanı uygun görürse bence sakınca yok” dedi. Ama biz ilgi duyunca bu kurum kıymetlendi. Bakan Faruk Çelik bu enstitünün bize bağlanmasına onay vermeyinde bakanımız da ısrarcı olmadı. İşin ilginci, başbakan olduğunda Sayın Davutoğlu’na bu talebimizi aktardığımda “Naci Bey, aslında güvenlikle ilgili bir akademi kurulması da söz konusu, ikisini birlikte değerlendiririz” dedi. Ama bu değerlendirme hiçbir zaman yapılmadığı için benim rüyam da gerçekleşmedi.
Şimdi baktığımda, Türk Dışişleri Bakanlığı gibi bir kurumun güçlü bir Dışişleri Akademisi olmamasının ne kadar büyük eksiklik olduğunu görüyorum. Oysa Viyana Dışişleri Akademisi gibi dünyaca ünlü bir eğitim kurumunun tohumlarını bu dönemde atabilirdik. Umarım gelecek yıllarda gerçekleşir.
Gençlerle meslek sohbetleri
Son merkez görevim sırasında yedi yıl boyunca mesleğe yeni giren gençlerle sık sık bir araya gelmeye önem verdim. Diğer kıdemli meslektaşlarım da düzenlediğimiz eğitim programlarında deneyimlerini genç arkadaşlarımızla paylaştılar. Deneyimlerimizi ve diplomasi mesleği hakkındaki bilgileri yine bu dönemde başlattığımız yaz ve kış okullarına katılan uluslararası ilişkiler öğrencileriyle de paylaştık.
Aslında diplomasi mesleğine ilgi duyanların öncelikle bu meslek hakkında bir ön bilgiye sahip olmalarının önemli olduğunu düşünüyorum. Yoksa mesleğe girdikten sonra, “hay Allah, bu kadar da seyahat edilir mi” veya “şimdi eşim ne olacak, yurt dışına gittiğimizde mesleğini yapamayacak mı yoksa” gibi soruları sorar ve bu sorularınızın cevabını aldığınızda yaptığınız seçimin yanlış olduğunun farkına varabilirsiniz.
Diplomasinin doğası gereği, bu meslekte görev yapılan süre içerisinde dünyayı yakından izlemek, yabancılarla bir arada olmak ve çok seyahat etmek zorunda olunur. Onun için gezmekten, yeni kültürlerle tanışmaktan hoşlanmayan kişilerin bu mesleği düşünmemelerini tavsiye ederim. Uçağa binme korkusu olanlar da diplomat olmayı düşünüyorlarsa bunu bir kere daha değerlendirmeliler.
Diplomasi mesleğinden en çok etkilenenler diplomat eşleri ve çocuklarıdır. Tabiatıyla onlar da diplomat eş ve diplomat babayla birlikte dünyayı gezerler, yeni kültürlerle, yeni dostlarla tanışırlar, ama süreç içerisinde bazı önemli sorunlarla da başetmek zorunda kalırlar. Örneğin, uzun yıllar okuyup önemli bir meslek sahibi olan bir diplomat eşinin mesleğini yapması kolay değildir.
Eskiden Bakanlığımız, eşlerin yurt dışında her ne surette olursa olsun çalışmasına izin vermezdi. Sonradan bu uygulama yumuşatıldı. Ancak yine de eşler için zorluklar devam ediyor. Biz bunu yaşadık. Ben mesleğe girdiğimde Canan tıp öğrencisiydi. Evlenme heyecanı ve mesleği tam olarak tanımamış olmanın sonucu olsa gerek evlenme memurunun önünde “Evet” derken aslında diplomat eşi olmayı da kabul etmişti. Bu nedenle mesleğini yurt dışındayken yapamadı. Her yurt dışı görevden Ankara dönüşümüzde ikişer yıllığına doktorluk yaptı; yeni bir dış göreve çıktığımızda ise ev hanımlığına ve diplomat eşliğine döndü.
Doktorların dış ülkelerde çalışma şartları zor olmakla birlikte diğer mesleklerde de durum çok iyi değildir. Bununla birlikte bazı meslektaşlarımızın eşleri akademik çalışma yapmak başta gelmek üzere, dışarıda geçirdikleri zamanı değerlendirmeye çalıştılar. Diğer bazı meslektaşlarımız ise daha pratik bir çözüm yolu bulup yine diplomat olan gençlerle hayatlarını birleştirdiler; böylece çalışma hayatına yönelik sorunu kökünden çözdüler. Bakanlık yönetimi eş diplomatlar için uygulanan, aynı şehirdeki misyona tayin edilmeyle ilgili kısıtlamaları da kaldırınca karı-koca diplomatların hayatı da kolaylaşmış oldu.
Kuşkusuz eşler, diplomatların başarılı olmasında çok önemli rol oynarlar. Bazı durumlarda, eşlerin performansı mesleği icra eden diplomatın başarısına neredeyse eşittir. Bulundukları ülkelerde sosyal hayata etkin bir şekilde katılan eşler ülkelerinin tanıtılmasına da büyük katkı sağlarlar. Yurt dışında görev yaptığım yıllarda tıp doktoru olarak mesleğini icra edememekle birlikte Canan bulunduğumuz ülkelerde Türk toplumu ve diplomatik çevreyle sıkı bağlar kurdu; çok sayıda sosyal ve kültürel etkinlik düzenledi. Şikago’daki yıllarımızda, Şikago başkonsolos eşleri derneği başkanı, Riyad’da da büyükelçi eşleri başkan yardımcılığını yaptı. Ayrıca, Türk giysileri defilesinden, Türk festivali düzenlenmesine kadar pek çok kültürel etkinliği organize etti. Söylemek istediğim, diplomat eşleri mesleğini yapmada sıkıntı yaşasa da, eğer meslek dışı yeteneklere de sahipse, sivil toplum aktivitelerinden ülke tanıtımına kadar birçok alanda meşgul olacak çalışma imkanı da bulabilirler.
Diplomat çocuklarının durumuna da değinmek isterim. Diplomatların çocukları, mesleğimizin doğası gereği çok-kültürlü, çok-dilli yetişiyorlar. Kuşkusuz bu çok önemli bir imkan. Ama bu konuda dikkat edilmesi, çocuk eğitimine hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor. Uzun yıllar yurt dışında kalınması durumunda diplomat çocukları dilimizden, kültürümüzden uzak kalabiliyorlar.
Bu ihtiyacı gidermek için, nerede görev yapılırsa yapılsın, kendi kültürümüzden topluluklarla bir araya gelmemiz önem taşımaktadır. Bazı meslektaşlarımızın çocukları dilimizi eğitim gördükleri yabancı diller kadar iyi konuşamayabiliyorlar. Dilimizin ve kültürümüzün çocuklara aktarılmasında kuşkusuz en önemli görev diplomat anne-babalara düşüyor.
Diplomatların gelirlerinin iyi olduğu söylenir. Aslında Türkiye’deki Dışişleri meslek memurlarıyla diğer bakanlıklarımızda görev yapan meslek memurları aynı maaşı alırlar. Yurt dışında ise maaşlar bulunulan ülkenin gelişmişlik düzeyine ve Birleşmiş Milletler’in kriterlerine göre belirleniyor. Bu nedenle kâğıt üzerinde bazı ülkelerde alınan maaşlar yüksek görünse de o ülkenin şartlarına göre normaldir.
Bir ülkede üç odalı bir ev için diyelim bin dolar kira veriyorsanız, başka bir ülkede aynı büyüklükteki ve konfordaki bir evin kirası 4 bin Dolar olabilir. Aynı şekilde bir kilo domatesin fiyatı Etiyopya’da yarım Dolarken İsviçre’de 5 Dolar olabilir. Bu nedenle diplomat maaşlarının ülkeden ülkeye farklılık göstermesini normal görmemiz gerekiyor. Genel bir değerlendirme olarak bu konuda şunu söyleyebilirim: Diplomat olarak meslek hayatımız boyunca maddi sıkıntı çekmeden yaşarsınız; ama hiçbir zaman zengin olamazsınız.
Her mesleğin kendine özgü güzellikleri, diğer mesleklere göre artıları, eksileri vardır. Bu bağlamda diplomatlığın en önemli avantajlarının başında mesleğinizin başlarından itibaren inisiyatif alma ve karar sürecine etki etme imkanına sahip olmanın geldiğini söyleyebilirim.
Bakanlıktaki ilk aylarımda Almanlarla yapılan vize müzakerelerinin dosyasını tek başına hazırlayıp görüşmelerde de heyet üyesi olarak yer aldığımda ne kadar gurur ve heyecan duyduğumu hala hatırlarım. Sonraki yıllarda birçok alanda yüksek düzeyli toplantılara katıldım; önemli dış politika gelişmeleriyle ilgili olarak hazırlanan pozisyon kağıtlarının ilk nüshalarını hazırladım, bu şekilde karar alma süreçlerine katkıda bulundum. Bu bağlamda, özellikle Ortadoğu Dairesi’ndeyken aynı odada görev yaptığım, daha sonra bakanlık müsteşarlığına kadar yükselen meslek büyüğüm Ertuğrul Apakan’dan çok şey öğrendiğimi söylemek isterim.
Diplomatlık aslında usta-çırak ilişkisi üzerine inşa ediliyor. Her ne kadar uluslararası ilişkiler alanında eğitim görmüş olsanız da, sonuçta mesleğe girdiğinizde, fakültede okuduğunuz kitaplarda yer verilmeyen pek çok olayla karşılaşıyorsunuz. Beklenmedik gelişmelerde nasıl davranılır, nasıl hareket edilir, bunları ancak yaşayarak öğrenebiliyorsunuz.
Meslek hayatım boyunca maiyetlerinde görev yaptığım amirlerimden mesleğimizle ilgili öğrendiklerimden mesleğimin sonraki yıllarında çok yararlandım. Aynı şekilde, ben de bildiklerimi ve deneyimlerimi birlikte çalıştığım arkadaşlarıma aktarmaya özel bir özen gösterdim. Belki üst-alt ilişkileri her meslekte önemlidir; ama diplomaside bunun bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.
Dışişleri kariyer memurları görev gereği çok sayıda Türk ve yabancı üst düzey yetkiliyle tanışır. Özellikle yurt dışındayken gelen giden heyetlerle ilgilenir, bu vesileyle Türkiye’de bir arada 3-5 dakika bile geçiremeyeceğiniz önemli şahsiyetlerle uzun süreler bir arada olursunuz.
38 yıllık meslek hayatımda öyle sanıyorum yüzlerce ziyaret organizasyonu yaptım, cumhurbaşkanlarımızı, başbakan ve bakanlarımızı ağırladım. Aslında üst düzey zevat daha çok ülke başkentlerine gelirler. Ama bunun istisnaları da olur. Örneğin Şikago’daki başkonsolosluk yıllarımda, yaklaşık 4,5 sene içerisinde neredeyse ağırlamadığımız hükümet üyesi kalmamıştı. Meclis başkanımızı, başbakanımızı, dışişleri bakanımızı ve çok sayıda bakanımızı misafir ettik.
Riyad’dayken cumhurbaşkanımız ve başbakanımız dahil olmak üzere, sanırım tüm bakanlar kurulu üyelerini değişik vesilelerle Riyad’da ağırladık. Suudi Kralı da görev sürem içerisinde iki kere Türkiye’ye geldi. Dediğim gibi, bu tür ziyaretler üst düzey şahsiyetler ile kişisel dostlukların kurulması açısından oldukça yararlı oluyor.
Bu bölümde bir son not olarak, yeni projeler geliştirmeye meraklıysanız Dışişlerinde bunun için oldukça elverişli bir zemin bulunduğunu belirtmek isterim. Ben özellikle bilişim alanında bu hevesimi büyük ölçüde tatmin ettim; çok sayıda bilişim projesini tasarladım, geliştirdim ve uyguladım.
Daha kişisel bilgisayarların yeni yeni tanınmaya başlandığı 1980’li yılların sonlarında konsolosluk otomasyonu projesini bakanlıktaki küçük bir grupla geliştirdik ve kısa sürede uygulamaya geçirdik. Bugün dünyanın dört bir yanında binlerce görevlimiz tarafından kullanılan ve milyonlarca vatandaşımızın her türlü konsolosluk hizmetini karşıladığımız bu proje yıllar içinde inanılmaz bir hızla büyüdü ve kapsamı genişledi. Bu projenin her aşamasında tek belirleyici yönetici olarak görev aldım. Şikago’daki yıllarımda önce Sanal Konsolosluk, sonra e-Konsolosluk adıyla geliştirdiğimiz proje de ayrı bir gurur kaynağı oldu benim için. Vatandaşlarımıza yönelik bu iki uygulama bugün de başarıyla devam ediyor.
Bilişim projelerinin bir diğeri “elektronik belge yönetim sistemi” oldu. 2001’de geliştirdiğimiz BelgeArşiv uygulaması, zaman içerisinde bakanlığımız görevlilerinin eli kolu haline geldi. Bugün bu modül olmadan işimizi yapmamız mümkün değil.
Aynı şekilde e-Vize projesi yalnız bakanlığımız için değil, ülkemiz için de prestij projesi oldu. İlk gün 60 vize verdiğimizde, ekibimizle birlikte çocuklar kadar mutlu olmuş, bir milyon dolarlık ciroya ulaştığımızda pasta keserek bunu kutlamıştık. Daha sonraları günde 40 bin e-Vize vermeye, günde bir milyon Dolara yakın hasılat yapmaya başladık. Bu projeyi Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkeler de bizden talep ettiler ve kodları kendileriyle paylaştık. Bugün bu ülkelerin e-Vize sayfalarını incelerseniz bizimkiyle bire bir aynı olduğunu görürsünüz.
Söylemek istediğim, Dışişleri Bakanlığı kariyer memurlarına inisiyatif vermede oldukça cömert davranır. Yeter ki, sizin günlük çalışma düzeniyle ilgili konularda veya diplomasi alanında başkalarıyla paylaşabileceğiniz projeniz olsun. Bu projeniz kısa sürede en üst kademelere kadar ulaşır ve uygulanabilir bulunursa hayata geçirilme fırsatı oluşur.
Bakanlığımızdaki 38 yıl boyunca çok sayıda bilişim projesini gerçekleştirmiş olmakla birlikte, bugün geçmişi düşündüğümde, mesleğimdeki en önemli projemin insan hayatıyla ilgili bir konuda olmasından gurur duyuyorum.
Bunu ayrı bir bölümde ayrıntılarıyla yazdım. Ege’de her yıl bin civarında göçmenin kıyılarımızdan Yunan adalarına geçerken hayatını kaybettiği bir dönemde, bizden hiçbir görevlimizin ilk bakışta kabul edemeyeceği türden bir öneriyi ısrarlı bir şekilde gündeme getirip ülke politikasına dönüştürmeyi sağlamaktan bugün de mutluluk duyuyorum. Başbakan Davutoğlu ile birlikte Brüksel yolculuğu sırasında ete kemiğe bürünen ve aynı akşam Hollanda başbakanı Rutte ile Almanya başbakanı Merkel’e sunulan, ülke olarak prestijimizi artıran ve Ege’deki ölümleri sona erdiren AB ile geliştirdiğimiz göç mutabakatı çocuklarıma da bırakacağım en önemli anım olacaktır.
Çalışma nüshasıdır. Kısmen de olsa örnek alınması yazarın yazılı iznine tabidir.